Almanya deneyimim boyunca hem göçmen olmanın yükünü hem de iki farklı kültür arasında sıkışmış insanların hâlini yakından gördüm. Bir yanda disiplin, sistem, netlik; diğer yanda samimiyet, duygusallık ve “ne derler” baskısı. Ben bu ikisinin arasında kendime bir yol açtım.
İnsanlar derdini anlatırken yanımda rahatlamaya başladığında fark ettim ki bu sadece “iyi dinlemek” değildi. Sezgisel olarak doğru noktaya dokunabilmek, yargılamadan anlamaya çalışmak ve kimsenin üzerinde baskı kurmadan “yanında durmak” benim doğal halimdi. Koçluk bunun üzerine oturdu.
Türkiye’de geçirdiğim dönemler ve oradaki sosyal, ekonomik ve duygusal dalgalanmalar da bana ayrı bir boyut kazandırdı. Avrupa’daki netlikle Türkiye’deki duygusallığı birleştirerek, insanların içinde sıkıştığı gri alanlara ışık tutmayı seçtim.
Bugün yaptığım şey; insanlara hazır reçeteler vermek değil, kendi cevaplarını bulabilecekleri güvenli ve sakin bir alan açmak. Bu alanın içinde bazen konuşuruz, bazen susarız, bazen güleriz, bazen duygulanırız; ama sahici oluruz.
Hastane koridorlarından gelen ilham
Bir dönem hastanede security (güvenlik) olarak çalıştım. (Hâlâ da zaman buldukça çalışıyorum.) Özellikle psikiyatri bölümünde, madde bağımlılığıyla mücadele eden gençlerle aynı koridorları paylaştım. Orası kimsenin görmek istemediği ama hayatın en çıplak hâliyle yaşandığı bir yerdi.
Doktorlarıyla konuşmalarına tanık oldum, kriz anlarını gördüm, sessizce bekleyen gözlere şahit oldum. Bazen sadece kapıda bekleyen bir görevliydim, ama zamanla fark ettim ki varlığım orada “sadece güvenlik” anlamına gelmiyordu.
En çok etkilendiğim şey, çok genç yaşta bu yollara düşmüş kız ve erkeklerle saatlerce aynı ortamda kalmaktı. Onlarla sohbet ettiğimde, aslında içlerinde ne kadar kırılgan ama aynı zamanda ne kadar güçlü taraflar olduğunu gördüm. Çoğu zaman yaptığım şey sadece yanlarında durmak, dinlemek ve insan gibi konuşmaktı.
Bir süre sonra fark ettim ki bu insanlar bana derdini daha rahat anlatıyor, bazı şeyleri doktora bile söyleyemediklerini benimle paylaşabiliyorlardı. Tavsiye istiyorlar, anlattıkça hafifliyorlardı. O an anladım: Bu sadece bir iş değildi. Bu benim doğal yeteneğimdi.
İnsanlarla diyalog kurma, onları zorlamadan açma, en karanlık anlarında bile içlerindeki sağlam tarafı görmelerine yardım etme becerisi bende vardı. Hastane koridorları benim için bir dönüm noktası oldu: İnsan ruhunun ne kadar hassas, ama aynı zamanda ne kadar dirençli olabildiğini orada öğrendim.
Bugün koçluk yaparken yanımda taşıdığım sakinlik, yargısız duruş ve insan hikâyesine saygı, işte o koridorlarda şekillendi. Ben kendimi orada buldum; şimdi de başkalarının kendini bulmasına eşlik ediyorum.
Benim için koçluk; “şunu yap, bunu yapma” demek değil, seninle birlikte yürümek. Dramayı büyütmeden duyguyu anlamlandırmak, seni yormadan hayatındaki düğümleri sakin sakin açmak. Sorduğum sorular, paylaştığım gözlemler ve bazen tek bir cümle, günlerce seninle kalabilir.
Sert, baskıcı, emir veren bir tarzım yok. Sakinim, netim ve samimiyim. Bir yandan Avrupa’nın sistemli bakışını taşıyorum, diğer yandan Türk kültürünün sıcaklığını, duygusallığını içimde tutuyorum. Bu iki tarafı birleştirerek seni hem duygusal hem de mantıksal olarak dengede tutmaya çalışırım.
Sezgilerime güvenirim ama onları asla mutlak doğru gibi sunmam. Senin gerçekliğine saygı duyarım. Bazen abi gibi konuşurum, bazen arkadaş gibi, bazen de sadece sessizce dinlerim. İhtiyacın o anda neyse, oradan yaklaşırım.
Çalıştığım insanlar genelde şunları söyler: “Seninle konuşunca içim ferahlıyor, kafam netleşiyor, kendimi daha gerçek hissediyorum.” Benim için en büyük geri bildirim bu. Çünkü amaç zaten buydu: Kendine biraz daha yaklaşman.
Pandemi sürecinde dünya bir anda durdu. Bilgi bombardımanı, çelişkili açıklamalar ve görünmez bir tedirginlik herkesi etkiledi. Bu süreç beni hücresel stres, DNA hasarı, yaşlanma biyolojisi ve özellikle resveratrol etrafındaki bilimsel tartışmalara yöneltti.
Ben bir bilim insanı değilim; ama merak eden, okuyan, sorgulayan biriyim. “Bilim ne diyor, insanlar ne duymak istiyor, pazarlama ne anlatıyor?” sorularının kesiştiği yerde dolaştım. Benim için bu, bir “gençlik iksiri” arayışı değil; belirsizlikle kurduğumuz ilişkiyi anlamaya çalışma yolculuğuydu.
“Sihirli Vitaminin Bilimsel Yolculuğu” kitabı da tam bu merakın içinden doğdu: Bir maddenin etrafında oluşan umut, korku, pazarlama ve bilim dengesini dürüstçe anlatma çabası.
Benim için kitap yazmak “yazar olmak” değil; yaşadığım, gözlemlediğim ve insanlara fayda sağlayacağını düşündüğüm şeyleri düzenli bir şekilde sunmak. Her kitap, koçluk yaklaşımımın ve hayat bakışımın bir uzantısıdır.
Amazon’da Gör
Bu kitap, kendini anlamak, duygularını tanımak ve hayatındaki tekrar eden döngüleri fark etmek isteyenler için yazıldı. Sert nasihatler değil; yanında yürüyen bir abinin sakin cümleleri gibi.
İçinde sorular, duraklar ve kendi kendinle konuşabileceğin alanlar var. Amaç, sana ne yapman gerektiğini söylemek değil; zaten içinde olan cevabı daha net duyabilmene yardım etmek.
Ücretsiz e‑kitap olarak indir
Dieses Buch richtet sich an Menschen, die in Deutschland leben und sich oft zwischen verschiedenen Identitäten, Erwartungen und inneren Spannungen wiederfinden. Es verbindet die emotionale Tiefe der türkischen Kultur mit der strukturierten, klaren Denkweise Deutschlands.
Die Texte sind bewusst ruhig, direkt und ehrlich gehalten. Ziel ist es, Leserinnen und Lesern zu helfen, ihre eigenen inneren Dialoge klarer zu erkennen und sich selbst mit mehr Verständnis und Mitgefühl zu begegnen.
Auf Amazon ansehen Kostenlos als E‑Book herunterladen
Amazon’da Gör
Aşk, kırgınlık, özlem ve içsel konuşmalar… Bu kitap, bir insanın kendi kalbinden geçerken uğradığı durakların şiirlerle anlatılmış hâli. Sade, samimi ve sahici bir dil.
Kendi hikâyeni bu satırlarda bulursan şaşırma; çünkü duygular evrenseldir, sadece isimler değişir.
Ücretsiz e‑kitap olarak indir
Amazon’da Gör
Resveratrol ve benzeri maddelerin etrafındaki “mucize” beklentilerini, bilimsel araştırmaları ve pazarlama söylemlerini dengeli bir bakışla ele alan bir kitap.
Ne mucize vaat eder, ne de her şeyi yok sayar. Sadece gerçeği arayan bir merakın ürünü.
Ücretsiz e‑kitap olarak indirYakında İngilizce bir kitapla da hem Avrupa’daki hem dünyadaki insanlara hitap etmeye hazırlanıyorum. Konu yine aynı eksende olacak: Kendini anlama, duyguları sahiplenme ve hayatına kendi merkezinden bakabilme cesareti.
Bu bölüm, o kitabın doğacağı alan olarak şimdiden yerini aldı.
Eğer istersen, kitaplarımın PDF veya e‑kitap hâllerini ücretsiz olarak seninle paylaşabilirim. Burada amaç satış değil; gerçekten ihtiyacı olan insanlara bu içeriklerin ulaşmasıdır.
Paylaştıklarım, hayatına ve düşünme şekline ışık tutmak içindir; profesyonel sağlık veya terapi desteğinin yerini almaz.